- engindeniz.net - http://www.engindeniz.net/v3.0 -

Habibe Nine’nin Hikayesi

Onu Cumartesi günü akşam üzeri taksimde gördüm. Tanımıyordum ama sanki bir yerden yüzünü görmüştüm. Garip bir aşinalık vardı, çıkaramıyordum.
Makinem elimdeydi kameramı doğrulttum. Tam deklanşöre basarken objektifime doğru bakan gözlerini gördüm. Elim varmadı… Basmış bulundum öylesine.

Bir ikinci kere daha karşısından ona doğru kameramı doğrultamadım. Kenara çekildim. İstiklalde bir süre aynı yolda yürüdük. Bu arada  yandan özensiz 2 fotoğrafını daha çekebildim başka da cesaret edemedim. İçim burkuldu.

80 yaşında bir kadının yaşına rağmen kocaman arabayı yorgun çekişini, ekmek parası kazanmak için bu uğraşını görünce, insan sahip olduklarının fazla mı olduğunu düşünüyor ve şükrediyor.

Cumartesi günü akşam yemek yerken yorgun yüzü ve hali aklıma geldi birden ve lokmaları zor yuttum. Ve bugün akşamüzeri o yaşlı kadını nereden gördüğümü birden anımsadım.
Kendisi 2-3 yıl önce televizyon haberlerine çıkmıştı, bunun üzerine google’da biraz arama yaptım. Televizyona çıktıysa gazetelerde de bulurum diye düşündüm. Biraz şans ile gazete haberlerini buldum.

İlk haberini 2006 yılında tespit ettim
Adı Habibe Dişci.  Haberin yayınladığı sıcak yaz mevsiminde yine el arabasıyla otomobillerin arasından geçerken dikkat çekmiş olmalı, bir gazeteci ile konuşmuş. O sıcağın altında kâğıt ve pet şişe toplayarak geçimini sağlamaya çalışıyor ve Bir haftada  yaklaşık 1 ton kağıt topladığı p dönem bunun karşılığında 30 TL kazanıyormuş

Tam hikâyesini yine bir gazeteye anlatmış.  Bu kısmı olduğu gibi buraya yapıştırıyorum
(bu haberi Google ön belleklerinde bulabildim, maalesef gazetesini tam olarak tespit edemedim. Bulduğum sitede toplama haberleri derleyen bir portal idi)

Ben bir diş doktoru kızıyım. Adım Habibe, Soyadım Dişçi.” diye başlıyor hikayesine Habibe Anne. Erzurum’da doğmuş. İki üniversite okumuş olan babası, onu birincilikle bitirdiği ilkokuldan sonra okula göndermemiş. Beş okul müdürünün bir araya gelip babasını ikna etmeye çalışması da fayda etmemiş. Okul birincisi olduğu için Erzurum’a getirtip hediye ettikleri altın uçlu dolmakalemi ve kol saatini anlatırken gözleri doluyor. “Benim bütün isteğim bir operatör doktor olmaktı. Okumuş olsaydım bu halde olur muydum? Hatırım sayılırdı. Param olurdu. Şimdi ikisi de yok.” diyor. 12 yaşında babasıyla İstanbul’a gelmiş. 1943 yılında babası bir tanıdığı ile evlendirmiş onu. Eşinin ailesi rahat vermemiş. 9 ay bir arada kalıp ayrılmışlar. Bu evlilikten bir kızı olmuş. arından kabul edilen Asaf Dişçi, vefatından önce sık sık Habibe Anne`ye Said Nursi ile ilgili hatıralarını anlatmış.”

Babası ölene kadar bakmış hem ona hem kızına. Sonra kızı büyümüş ve çok iyi bir aileye gelin olmuş. Ama damadı, ailesi kadar iyi çıkmamış, içki, kumar ne varsa bulaşmış, dağıtmış. Bu evlilikten 8 çocuğu olmuş kızının. Ancak en sonunda, 22 yıl sonra, hem kızı hem torunları isyan etmiş bu evliliğe ve ayrılmışlar. Şimdiki damadı 8 çocukla almış kızını.
Çocukları kendi çocukları gibi görmüş. Gücü yettiğince okutmuş, evlendirmiş. Kendi yağlarında kavrulup gidiyorlarmış.
Hem kızı, hem damadı çalışıyormuş. Bu dönemde eve katkısı olsun diye evlerinin hemen karşısındaki kağıt deposunda kartonlarla, diğer kağıtları birbirinden ayırarak başlamış çalışmaya Habibe Anne. Bir gün kızı rahatsızlanmış. Damar tıkanıklığı teşhisi konmuş. Sonra da astım peydah olmuş. İşi bırakmak zorunda kalmış. İki yıl önce de damadı kalp krizi geçirmiş. Anjiyo parasını esnaf temin etmiş. Ameliyat demişler. Para bulunamamış, ameliyat gerçekleştirilememiş. Şimdi ayakkabısını bağlamak için bile eğilse nefes nefese kalıyormuş

Tüm bunlar üst üste gelince evin tüm yükü Habibe Anne’nin yaşlı omuzlarına kalmış. Kızı, damadı, iki torunu var. Bir torunu da kocası terk edince 3 çocuğu ile onlara sığınmış. Evde dokuz kişiler. Torunları okuyor. En azından onlar çalışıp sana yardım etseler diyecek oluyorum, “Ben akşama kadar çalışırım, eve gider dinlenirim geçer. Ama onlarınki beyin yorgunluğu. Çalışsınlar istemiyorum, okuyacaklar” diyor. Torununun Kadir Has Üniversitesi’ni kazandığını ancak kayıt ücreti olan 8.000 YTL’yi veremedikleri için okuyamadığını anlatırken gözlerinden yaşlar süzülüyor Habibe Anne’nin.

16 senedir sabah 08.30’da, kahvaltı yapmadan Tarlabaşı’ndaki evinden çıkıyor Habibe Anne. Çünkü arabayı tok karnına yokuştan çıkarmak zor oluyor. Arkasında arabasıyla yavaş yavaş dolaşıyor Beyoğlu sokaklarını. Her gün orada. Esnaf onu tanıyor, kağıtlarını atmayıp Habibe Anne için biriktiriyor. Mağazalar, eczaneler, girilebilecek her yere giriyor. “150  kiloya kadar taşıyabiliyorum” diyor. Habibe Anne öğle vaktinde eve gelip yemeğini yiyor, namazını kılıp tekrar çıkıyor sokaklara. Ondan başka kağıt toplayıcısı çıkamıyor İstiklal Caddesi’ne. Bir tek ona ses çıkarılmıyor. “Ben bu işe başladığımda kağıdın kilosu 10 kuruştu. 1 ton toplayınca 100 lira alıyordun. Şimdi kilosu 5 kuruşa düştü. Bir ton  topluyorsun 50 lira tutuyor. Sağdan soldan bir şeyler verenler oluyor. El açıp kendim isteyemem ama kendiliğinden verenlerden alıyorum. Kağıt toplamakla geçinemiyoruz tabi.” diyor. 3 ayda bir 220 lira yaşlılık maaşı alıyor ama ev kirasına, faturalara, kalp ilaçlarına yetmiyor. Yeşilkart bir yere kadar işe yarıyor. Suyu ödeyemedikleri için suları kesik. “Belediye falan beni tanıyor. Ramazan’da bir iki koli erzak gönderiyorlar o kadar. Çalışmak mecburiyetindeyim” diyor.

Bu arada yazıda geçen kağıdın kilo ücretinin düşmesi kağıdın ucuzlamasından kaynaklanmadığını belirtmek istiyorum.
Bazı kurum ve Belediyeler, çıkardıkları yönetmeliklerle, çöp alanlarını bölerek ihaleye açıyorlarmış. Böylelikle kâğıt toplayıcıları içinde kazanç azalmış oluyor.
Bu durum geri dönüşümü hızlandırmak içinmi yoksa kazanç içinmi yapılıyor bilmiyorum elbette…

Hasibe Nine’nin 2008 yılında başka bir gazete verdiği röportajda en çok sağlıklı insanların dilenmesine üzüldüğünü söylemiş ve şu cümleleri kullanmış.

Sapasağlam olduğu halde el açan gençleri görünce utandığını belirten Habibe nine, “Maalesef haramı helali unutunca bu  hale geldik. Son nefesime kadar alın terimle para kazanmak için mücadele vereceğim.”

Habibe nine, 4 ay önce felç geçirdiği için bir süre dilenmek zorunda kalsa da, “Allah, ‘Kul hakkıyla karşıma  gelmeyin.’ derken nasıl dilenirim dedim ve el açmaya devam edemedim.” diyor. Yaşlı kadının Tarlabaşı’nda 550 liraya  oturduğu ev ise harabeye dönmüş durumda. Habibe Dişçi’nin en büyük dileği torunlarının okuması. Torunları da onun isteğini yerine getiriyor. Marmara Üniversitesi’nde okuyan torunu Tarlabaşı’ndan Beyazıt’a her gün yürüyor; çünkü, okula gidecek yol parası bulamıyor. Diğer bir torun ise eğitim gördüğü teknik lisede okul birincisi.

evet 2006’dan 2008 ‘e 2-3 kaynakta haberlerini bulabildim
Sene 2009 yaz bitti, kış geliyor. Habibe Nine yine yollarda, kâğıt topluyor, pet şişe topluyor. Arabasını çekiyor… yine yorgun yine bitkin…


Belki de bir gün sizde istiklal caddesinde göreceksiniz, yanınızdan geçecek yukarıdaki fotoğrafta olduğu gibi, yorgun ve sessiz… Hikâyesini bilin istedim. Belki de bu şekilde sizde bilmeyene anlatırsınız görünce.  Belki de… Siz de bir şey yaparsınız…

Sahip olduğunuz güzel şeylerin hiç eksik olmaması dileğimle
Sevgiler

Engin

Be Sociable, Share!
  • [1]
  • [2]
  • [3]
  • [4]